Beyaz Gemi

#1
Sponsorlu Bağlantılar
Eser Hakkında:

1991′de yayımlanan Cengiz Aytmatov‘un Beyaz Gemi adlı romanı
soğuk savaş zamanında kaybolan nice adsız erkeklerden birinin dramını anlatmaktadır. Geleneğinden ve ailelerinden koparılmış nesilleri temsil eden adsız oğlanın trajedisini anlatan bir eserdir.

Beyaz Gemi Kahramanları (Kişileri):

Çocuk: Millî değerlerinden ve özünden uzaklaştırılmış
masum çocukları simgelemektedir. Romanda adı söylenmez
sekiz yaşında
anne ve babası tarafından terk edilmiş
dedesiyle yaşayan hayalperest bir çocuk olarak anlatılır.
Mümin Dede: Çevresinde ‘Hamarat Mümin
olarak taonınır. Romanın kahramanı olan çocuğun dedesidir. Aşırı deorecede yardımsever
iyi yürekli
sabırlı
yumuşak
minyon tipoli yaşlıca bir adamdır.
Orazkul: Çirkin
kaba saba
menfaatperest
içkiye aşırı derecede düşkün
aşırı derecede kötü bir insandır. Mümin’in kızı Bekey ile evlidir. Çocukları olmadığı için her şeye lanet eder ve kısır karısını her gün döver.
Bekey Hala: Orozkul’un karısı ve Mümin Dede’nin kızıdır. Çocuğu olmadığı için sarhoş kocasından hep dayak yer. Bu yüzden çatık kaşlı
asık suratlı ve sinirli bir yapısı vardır.
Seydahmet: Orman koruyucularından üçüncüsüdür. (Diğer ikisi Orozkul ve Mümin Dede.) Tembel
neşeli
ruhsuz
sıradan bîr insandır.
Gül cemal: Seydahmet’in karışıdır.
Nine: Mümin Dede’nin sonradan evlendiği
ikinci karıoşıdır. Tersi yüzü belli olmayan
otoriter
bazen neşeli bazen sionirli olan
maddiyata bağlı bir kadındır.
Kulubeg: Maral Ana’nın soyundan geldiği bilincinde olan kamyoncu. Çocuğun rüyalarındaki beklenen kahraman. Orazkul’dan intikam alacak kişi. Her ne kadar Maral Ana’yı kurtarmak için yetişememişse de yazar tarafından bir gün geleceği söylenerek sembolleştirilip kahramanlaştırılan yeni nesil
gençlik ve kahramanlığın karakteri.



Beyaz Gemi Özeti

San Taş vadisinde yalnız üç aile oturmaktadır. Orman koruyucuların amiri Orozkul ve karısı Bekey’in
Bekey’in baobası Mümin’in ve Seydahmet’in evinden başka yakınlarda bir ev bulunmamaktadır. Bu üç evin tek oğlan çocuğu da Müomin’in torunudur.
Sıcak bir yaz günü
bu kimsesiz yere bir kaptıkaçtı gelir. Her türlü zerzavat satan bu adamı görünce Bekey Teyze
Nione ve Gülcemal hemen heyecanla eşyalara bakmaya başlarolar. Alacaklarmış gibi her şeyi karıştırırlar. Daha sonra hepsi de teker teker paralarının olmadığını söyleyerek bir şey almaodan evlerine dönerler. Kaptıkaçtı sinirlenir. Yalnız çocukla koonuşur ve ona şeker verir. O sırada
Mümin Dede gelir. Cebinodeki uzun zamandır buruşmuş duran parayı torununa çanta almak İçin kullanır. Çocuk
buna çok sevinir. Çok sevdiği deodesi
ona okula gitmesi için çanta almıştır. Çocuk
çantasını Bekey Hala’sına
Gülcemal’e
ninesine gösterir. Hepsine artık okula gideceğini söyler. Mutluluktan havalarda uçmaktadır. Artık dedesinin ona önceden hediye ettiği dürbün kadar sevodiği bir de çantası olmuştur.
Çocuk
arkadaşı ve kardeşi hiç olmadığından dürbünü ile konuşmakta
onunla hayallerini paylaşmaktadır. Şimdi de üç kişi olduklarını düşünür. Dürbünü
çantası ve kendisi. Onolarla birlikte Işık Göl’e gider. Oradan dürbünle uzaklara bakomakta
akşama doğru gelen beyaz gemiyi dürbünüyle seyretomektedir. Beyaz gemi görünmeden önce yine çok uzaklarda olan okuluna bakar. Oraya gideceği günün hayalini kurar. Bu arada danayı gözden kaçırdığı için bağıran ninesinin sesini duyarak korkar. Ninesini unutarak uzaktan gelen beyaz gemiye dalar. Büyük bir hayranlık içinde
beyaz köpükler içinde giden gemiyi seyreder. Bir balık olup gemiye ulaşma isteği duyar içinde. Belki beyaz geminin içinde dedesinden gemici olduğunu öğrendiği babası vardır. Dedesi
babasının gemilerode çalıştığını
yeniden evlendiğini
karısı ve çocuklarının her gün onu limanda beklediğini anlatmıştır ona. O da balık olup denizde yüzerek beyaz gemiye ulaşma hayali kurar
gemiye “Seni dürbünle izleyen çocuk benim.” dedikten sonra babaosına oğlu olduğunu söylemeyi hayal eder. Babasına ona deodesinin anlattığı her şeyden
yaşadığı ortamdan bahsetmeyi çok arzulamaktadır. Orozkul’un halasını her gün dövdüğünoden
dedesinin bu yüzden kan ağladığından
her geçen gün çöktüğünden bahsetmeyi istemektedir. Fakat sonunda
baobasını sahilde bekleyen yeni ailesini düşünür
onu aralarına alıp almama konusuna gelince hayaline son verir. Gemi gitotikçe küçülünce
çocuk
dürbün ve çantasını yanına alarak eve gider. Avluların ıssızlığından Orozkul’un yine halasını dövdüğünü anlar. Akşam olunca
yatacağı zaman çocuk
çantasını nereye koyacağına bir türlü karar veremez. En soonunda baş ucuna koyar. Yatmadan dedesinin ona anlattığı masalı dinlemek ister. Fakat dedesi ona anlatacak durumda değildir. Masalı kendi kendine düşünür.
Çok eski bir zamanda bir gölün kenarında bir Kırgız oyomağı yaşarmış. Adı Yenisey olan bu yere halkı “Enesay” deromiş. Enesay’ın çevresinde çok çeşitli uluslar varmış
bunlar sürekli savaşır
hiç insan kalmayana kadar birbirlerini öldü-rürlermiş. Bir gün
ormanda bir kuş türemiş. “Başınıza bir feolaket gelecek.” diye ötermiş bu kuş. Bela gecikmemiş.
Kırgız ulusu
yaşlı başbuğlarını gömme hazırlıklarına başolamış. Hakanı gömme töreni sırasında bir düşman ordusu onları hazırlıksız yakalayarak
bir tek insan kalmayana kadar öldürmüş. Yalnız ormanda bir küçük kız ve erkek çocuğu o-lanlardan habersiz meydana geldiklerinde tüm yakınlarının öldürüldüğünü görerek ağlamaya başlamışlar. Bir süre sonra
yavruları yeni ölmüş bir geyik ana onları yanına alarak çok uzak bir memlekete
Işık Göl civarına götürmüş. Onları her türlü zorluktan korumuş. Kız ve erkek büyüyünce evlenmişoler. Boynuzlu Maral Ana’nın yardımlarıyla Kırgız ulusunun soyu bu iki kişiden meydana gelmiş. Çok mutlu bir yaşamları olmuş; ta ki geyikleri öldürmeye başlayana kadar. Geyik ticaoretine başlayan Kırgız soyu Maral Ana’nın küsüp
sonsuza kaodar onları terk etmesine neden olmuş.
Dağlara yeniden sonbahar gelmiştir. Orozkul önde
Müomin arkada bir kütüğü dağlardan indirmeye çalışmaktadırlar. Orozkul
ormanı korumakla görevli olduğu hâlde karşılığını alarak ormandan ağaç kesilmesine izin vermektedir. Orozkul
sinirini Mümin’den çıkararak kütüğü indirmeye çalışmaktadır. Fakat kütük hareket etmemektedir. Kütüğün ırmaktan geçiriolip alıcı kamyona ulaştırılması gerekmektedir. Tomruk çok ağırdır. Kütüğü zavallı at beraberinde Orozkul’u da sürükleoyerek düşürür. Artık olanlara katlanamayan Mümin Dede
toorununun okuldan alınma zamanı geldiğini söyleyerek ilk deofa Orozkul’a baş kaldırır ve onu oracıkta yalnız bırakır. Müomin torununun onu beklemesine gönlü razı olmadığı için soonuçlarına katlanarak ilk kez patronu ve damadı olan Oroz-kul’a isyan eder. Eve gittiğinde Orozkul’un kimsenin dokunomaya bile cür’et edemediği atına binerek
torununu almaya gider. Okula giderken yolda öğretmeninin torununu getirdiğioni görür. Çocuk
ağlamaktan gözleri şişmiş bir hâldedir. Yoloda dede
torununun gönlünü almaya çalışır. Ona geyiklerin tekrar ormana geldiğini
belki Maral Ananın da içlerinde oloduğunu anlatır.
Orozkul
eve vardığında içi intikam hisleri ile doludur. Sevogili atını da yerinde bulamayınca çılgına döner ve karısı Bekey’i evden kovar
artık “Karım değilsin.” der. Bekey de Sey-dahmetlere sığınır.
Mümin
eve geldiğinde yemek yerlerken nine asık suratla hiç ses çıkarmamaktadır. Çocuk kötü bir şeyler döndüğünü anlar. Nine
Mümin’e Orozkul’un gönlünü almasını söyler
aksi takdirde işsiz ve aç kalacaklardır. Orozkul
Mümin’i ahıroda görünce onu kovduğunu haykırır. Çocuğun biraz ateşi çıkomıştır. Pencereden geyikleri görür ve dedesinin başına gelenoleri biraz unutur gibi olur ve sevinir. Yatağında hasta hasta otururken dedesi
“Beni al da Orozkul’a bir çocuk ver.” diye ağlamaktadır.
Ev karmakarışıkken Seydahmet bir kamyonla döner. Erteosi gün akşam evlerine kış günü uzun zamandır ilk defa birileri gelir. Arca vadisinden kuru ot getirmeye giden sürücülerdir bunlar. Kamyonları çalışmadığı için onlara sığınmışlardır. Akoşam güzel bir sohbet oluşur. İçlerinden adı Kulubeg olan gence çocuk çok ısınır. Kulubeg ona âdeta bir baba şefkati gösterir. Aralarında kısa sürede bir sevgi oluşur. Çocuk
onların konuşomalarını Kulubeg’in kucağında dinlerken uyuyakahr.
Sabah olduğunda Mümin misafirleri doyurmak için erkenoden kalkar
torununu da yanına alır ve bir tokluyu keserek pioşirirler. Yemekler yendikten sonra
sürücüler yola çıkınca çocuk buruk bir hüzün içinde kalakalır. Bu arada
misafirlerin olması bir nebze Orozkul’u yatıştırmıştır. Dedesinin hâline üzülen çoocuk
aşırı derecede hastalanır
ateşi çıkar. Ninesi
her şeyin onun yüzünden olduğunu söyleyerek kaynar sütü zorla içirir.
Ertesi gün
Orozkul
Seydahmet ve Koketay adında bir köylü ırmağa takılıp kalan kütüğü çıkarmaya çalışırlar. Müomin kendini affettirmek için Orozkul’un peşinde dolanmaktaodır. Orozkul
Mümin’i dize getirdiği için çok mutludur. Bir süre sonra
geyikleri görürler. Bağırmaya başlarlar. Öldürüp kiloolarca ete kavuşmak hırsıyla yanıp tutuşurlar. Mümin
yalvarır onlara. Geyik avının yasak olduğunu
ayrıca onların kutsal olduğunu söyler. Fakat Orozkul
geyikleri avlamadıkları takodirde işten atacağını anlatarak tehdit eder. Mümin
bütün deoğerlerine
inançlarına rağmen geyiği öldürmek zorunda kalır.

Çocuk
midesi bulanık bir hâlde uyanır. Dışardan çok ses gelmektedir. Dedesini arar. Fakat garip bir şeyler olmaktadır. Kazanların içinde kilolarca et görür. Dedesi de körkütük sarohoştur. Onu ilk kez sarhoş görür. O şefkatli dedesinin yanına gittiğinde dedesi: “Git başımdan!1′ der. Çocuk
samanlığın diobinde geyik ananın kan içinde kesilmiş kafasını görünce eli ayağı buz gibi olur. Midesi bulanır
bütün inançları sarsılır. Çoocuk
odasında yalnız başına ağlamaya başlar. Odadan dışarı çıkmamaya karar verir. Fakat dedesini görür aniden. Dedesi kesilmiş geyiğin kafasının yanına uzanmış
hiç hareket etmeomekte
duruşu aynı ölü geyiğe benzemektedir. Çocuk korkar ve uzaklaşır oradan.
Çocuk hayallerindeki gibi balık olmak için ırmağa doğru yürür ve suya kendini bırakır.