Hüroğlu Kimdir - Hüroğlu Biyografisi, Hayatı

#1
Sponsorlu Bağlantılar
Hüroğlu Kimdir,Hüroğlu Hayatı,Hüroğlu Biyografisi,Heroğlu Eserleri

1938 yılında Şarkışla’da doğmuştur. Asıl adı Cumhur Karabulut’tur. Mehmet ve Feride’nin oğludur. Ailede beş erkek bir kız kardeştirler. İlkokulu bitirdikten sonra babasının yanında sekiz yıl bakkallık sonra da üç yıl ayakkabı boyacılığı yapmış; mezbahada ve benzin istasyonlarında çalışmıştır. İstasyondaki bekçilik ve pompacılık işini Sefil Selimî ile birlikte yapmış, bir çorba karşılığı günde 15 saat altı ay çalışmıştır. Gecelerini de nöbetleşe olarak “Karıncalı palas” adını verdikleri bir paltonun içinde geçirmişlerdir. 1970-1984 yıllarında Almanya’da işçilik yapmış, yurda dönüşte, bir ev iki dükkan almıştır. 1956 yılında Sahare Hanım’la evlenmiş, bu evlilikten dokuz çocuğu olmuştur. Askerlik hizmetini de Kütahya ve Ankara’da yapmıştır. Halen Şarkışla’da yaşamaktadır.

1961 yılından itibaren, Şarkışla’nın Kadılı mezrasındaki Çoban Mehmet (Can)’dan feyz alarak şiir söylemeye başlamıştır. Sazı ve çırağı olmayan ancak irticalı oldukça kuvvetli âşıklardandır. Sivas’ta Sefil Selimî ile birlikte “lebdeğmez” söyleyen ikinci âşıktır. Beş yüzden fazla şiiri vardır. Çevresinde çeşitli âşık programlarına ve festivallere katılan âşığa Hüroğlu mahlasını da Şeyh Çoban Mehmet vermiştir.





Yrd. Doç. Dr. Doğan Kaya

Eserlerinden bazıları:

Dünya

Varımız harcattı oğlu kıza
Her nemiz var ise aldı tüketti
Doldurdu meşakket derunumuza
Felek bizi büklüm büklüm bük etti

Hırka verdi kuşak verdi şal verdi
Hane verdi tarla verdi mal verdi
Evlat verdi uşak verdi döl verdi
Çok yükledi sırtımıza yük etti

Ağzımızda dişlerimiz söküldü
Kele döndü saçlarımız döküldü
Belimiz iki kat oldu büküldü
Üstümüze çöktü bizi çökertti

Kızgın korda kavrum kavrum kavurdu
Ucuz davarımı tepti devirdi
Kerpicimi toza kattı savurdu
Attı bu alemden sildi yok etti

Aç gezdirip gösteriyor tok gibi
Verdiğini geri aldı çok gibi
Fukaranın haznesinde yok gibi
Bekittikçe yüzlerini bekitti

Şaşkın yolcu iki de bir duraklar
Ustasından öğrenirler çıraklar
Ayağımız fena sıktı çarıklar
Bir zamanlar ıstırabı çok etti

Harmanı yanandan öşür alınmaz
Zalim grubuna teslim olunmaz
İnsafsız olanda vicdan bulunmaz
Zulmün kastı Hüroğlu’nu şok etti


Usul Usul

Yer yüzündeki pirleri
Tanıyorum usul usul
Evliya ile erleri
Anıyorum usul usul

Âşıkların başlarıyla
Hüda sırrı işleriyle
Gözlerinde yaşlarıyla
Yunuyorum usul usul

Bilmediğim belleyerek
Yâr adını dileyerek
Aşk badesi yollayarak
Sunuyorum usul usul

Yeni yeni yol belliyom
Çeşit çeşit dil belliyom
Hal içinde hal belliyom
Sınıyorum usul usul

Soruyorum sarıyorum
Aynı yerde duruyorum
Görenleri görüyorum
Kanıyorum usul usul

Aklım yetmiyor sözüme
Sürme çektiler gözüme
Tek çıngı* düştü özüme
Yanıyorum usul usul

Hüroğlu’yum hürler ile
Kolay ile zorlar ile
Ben kendimi birler ile
Sanıyorum usul usul Aynaya Baktım

Bir gün hatırladım aynaya baktım
Param parça olmuş yaralanmışım
Bir yıkık duvarın üstüne çıktım
Tepem üstü düşüp yaralanmışım

Epeyce düşündüm aklım yokladım
İrkilerek birden bire hopladım
Kör hançeri ciğerime sapladım
Yaram ilaç olmuş çarelenmişim

Bülbüllük taslayıp güle konarken
Oturmuşum yürüyorum sanarken
Geçitler yoklayıp boyum sınarken
Arklarda boğulup derelenmişim

Edepten erkandan huydan okuyup
Atadan ecdattan soydan okuyup
Olura olmaza meydan okuyup
Saf dışı atılıp kürelenmişim

Bundan böyle ahd eyledim ahd olsun
Umur olsun gayret olsun ceht olsun
İster essah** olsun ister saht’olsun
İkisinden birden aralanmışım

Sefil tabanlarım akılsız başım
Yüksek dağlar gibi çoğaldı kışım
Hep sıfıra çıktı hayalim düşüm
Vakitsiz uykuya kiralanmışım

Ses dinlerdim bağlamadan tumburdan
Dolmuş kulaklarım zambur zumburdan
Bilmem kel başımdan bilmem kamburdan
Silinmiş ak yazgım turalanmışım***

Özüme bir nişan takıyom derken
Seyredip âleme bakıyom derken
İçimi dışımı yıkıyom derken
Şüphe piresiyle pirelenmişim

İbret aldım evvel ile ahirden
Emeklerim boşa gitmiş kahirden
Şifa diye çok içtiğim zehirden
Tenim göz göz olmuş berelenmişim

Dünya hay huyuna koştum ha koştum
Düz yol arar iken sarplara düştüm
Hüroğlu morarmış rengine şaştım
Beyazlık ararken karalanmışım


Titriyor

Kaynıyor vücudum yanar dağ gibi
Ruhum sızılıyor dizim titriyor
Seda fışkırıyor aynı laf gibi
Bağrım kavruluyor özüm titriyor

Güzeller şahından dilek dilerken
Mihrabına durup niyaz kılarken
Arzulayıp seher vakti melerken
Dilim dolaşıyor sözüm titriyor

Varım sarf ederim gönül yapmaya
Âşığım arlanmam yare tapmaya
Niyet eyleyince elin öpmeye
Kirpik seğiriyor yüzüm titriyor

Gönülden gönüle yâre varınca
Huzur alıp divanına durunca
Didarını cemalini görünce
Kaşlar ağarıyor gözüm titriyor

Canlar mı dayanır nazlı nazına
Doya doya bakılır mı yüzüne
Tezene vurunca gönül sazına
Teller üzülüyor sazım titriyor

alıntı