Kahraman Tazeoğlu - Susacak Var (Kitap Ozeti)

NeslisH

Özel Üye
#1
Sponsorlu Bağlantılar
Zaman-sızıma,


Sana mektup yazmak nerden aklıma geldi bilmiyorum. sanırım
hüzünlü kızlara özendim. öyle afili bir şey bekleme benden. giriş
gelişme sonuç olmayacak tıpkı sen ve ben gibi bir bütün
olamayacak.

Gönül yazımı bilirsin düzensizdir, birazda okunaksız.
Anlatacaklarım var. Sadece dinle....


Sessizliğini dinledim uzun bir süre. Düşündüm taşındım çözümünü
bulamadım. Özlemek neden bu kadar yorar insanı? “özlem”
isminin eyleme dönüşme çabasından mı? “Düş” ün, “düşünmek”
kadar büyümek özentisinden mi beynimin içindeki tüm hayallerin
çocukluktan vazgeçip başımın etini yemesi? Ne zaman lafın bir
ucu sana çıksa sonuna gelemeden heba oluyor gülümseyişlerim.


Yorgunum…


Şu saatlerde sıcak çekildi kapı eşiğine. Senin rüzgarların var
sen kokan. Zaman öldürüyorum geçmişi yoklayarak, leşlerim
çoğalıyor. Dip balığı oluyorum. Tüm bu çırpınışlarım tek bir
nefeslik su yüzüne çıkıştan öteye götürmüyor beni.
Yüzün geliyor gözlerimin önüne beni dinlerken kalkan kaşlarına
asılıyorum tut beni çıkar diye…. gözlerinde boğuluyorum…


Sol yanıma yatsam seni uyusam, hep rüyada kalsam... içim
dilime vuruyor, konuştuklarım incir çekirdeğine yetmiyor;
sakladıklarımdan ve senden bahis açmama inadımdan. Burnumu
bir karış dikiyorum havaya, içim düşüyor. Oysa söz vermiştim
kendime, üzerime giydiğim güçlü kız kostümü çıkmayacak, çıksa
da senin haberin olmayacak diye. Varlığımla yokluğum ayırt
edilemez olacaktı senin için, “herkes” olacaktım ve belki “hiç
kimse”....


beceremedim…


Kimse görmeden, tutup elinden kaldırdım içimdeki ufaklığı. Çok
acımış, kimseye belli etmedim,edemedim.. Teselli bile aramadım
kızgınlıklarıma, hakkımdı bu kara isyan. Sonra fark ettim ki ben
bu zamana ait değilim ve biliyorum sende... o yüzden hep “
an”larda teğet geçtik birbirimizi.


Ama içime dokundun bir kere . Parmak izlerin duruyor
bakışlarımda. Nereye baksam senden bir iz bırakıyorum. Bu
aralar kendime hep suçüstüyüm. Islah olmaz bir özlemim ve
korkak bir mantığım var. Tek dinginliğim kelimelerin. koklayıp
koklayıp saklıyorum hafızama. arşivimde acılarım var benim.
Rutubetli; güneşe serip kuruttuğum Tozunu alıp, halı altında
biriktirdiğim hatalarım. seninse anlatmadığın masalların var.
"sus"ların kucağında çocuk masumu yüzün ve küfrengi
günahların.....


Baksaydın korkmayıp gözlerime. Sana keşkelerimi sunacaktım terketmeden bahar kıpırtısı içimi.

Yalpalamayacaktım bugünlerde yarınlara inançsızlığımla ve biliyor
musun “kal” deseydin

rüzgarlarla getirdiğin son hecemle kavrulacaktı bahar bitimi...

Çırılçıplak sevdalar dört mevsimdi. ayı günü yoktu.gidenler
tekrar gelebilmek için gitmişti.ihanet sayıldı. sükut altındı;
yağmur gibi çisil çisil, acıkmış bir nefesin dudaklarında tadımlık.
korkaklık sayıldı.

Dinleseydin aryaları, kulaklarına çalınan tını; sevgilinin sızlayan
ahına eşti.... Yoldaştı sayıklamalara in-ce in-ce in-ce ...

Bil(e)medin...



Yaşananların üstünü örtecek kadar şeffaf bir kelimem yok. Sen
bilirsin ürkekliğimi, tarihten çalınmış eğreti
kahramanlığımı...çekerim kılıcımı zamana ama kesip atamam
biriktirdiklerimi. Gözlerim yağar, toprak kokar ve filizlenir
kabuk bağlayan yaralarım. Dilek kipleri bağlarım.... .



Kaçışlarım sana meyilimdendir . Sessizliğine sığınışım
kabullenişimdir her şeyi. Sakın “neden” diye sorma. Verdiğim
her cevap mayındır pişmanlığıma.


Ve bu bir iç dökümdür çağıl çağıl. Bil ama bilme…..



Su Kuşun





Aşk suskunluğumdu benim!

Kendime ırak bir kentten çok sesli bir ağırlama, içten bir
ikrarın yetmeyen teşekkürlü karşılığı. Oysa sunulan hayattı,
yazgısında deli kız oyası. Deliksiz uyuyacağım, geç kal bu gece.


Aşk yanımdı benim!

Kelimesiz, hecesiz ama ağlamaklı... Yerlerde sürünen
gözyaşlarımda yalnız olmamanın iması!

Acele etme bu gece. Tam vaktinde gelişinden değil mi
öncemizdeki aşklar?
.

Aşk vurgunumdu benim!

Yaralı ama kansız... Acılı ama feryatsız… Ağlayan keman,
sızılanan kaval… Beklenmedik ihanetti buluşmamız. Yıllardır vardı
ve çok az yakardı. Şimdi burada, sahibinden uzak…


Aşk yazımdı benim!

Aşk yazdığımdı, okuduğundu. Bu geceyi geç ömrümden. Bu gece
geç bir vakit ömrümde. Oturduğum masada şaraplık bir tat,
tütünde tutuksuz bir nefes. Yetişme bana, geç kal! Erkenciliğin
değil miydi, bize koca bir geleceği geciktiren?


Aşk heyecanımdı benim!

Vursalar ölmezdim o heyecandaki kadar. Sevseler mutlu
olmazdım o titremedeki kadar. Voltalar uzuyordu ayağımda.
Zaman uzuyordu. Sancı sığmıyordu bedenime. Delilikti,
serserilikti, güzeldi…


Aşk itirafımdı benim!

Okunan, dinlenen ama bilinmeyen... Söylesem, dilimde kekremsi
bir tat bırakırdı. Sustum, dilimle geldi bütün belalar… Dili
belası sayfalarımın övgüleri, asılı kaldı aklında. Şımarıklığım
korkun oldu, usluluğum hayalin! Değişemedim onca değişimde,
onca yenilikte… Buydum ben, bulduğun gibi. Koruduğum aslındı,
kaybettiğim aslım!


Buydu galiba aşk!

En can alıcı noktada bir İstanbul kaçağı, birçok A’lı kent
kaçamağı, bir gözyaşı bozgunu, bir kavuşma, bir ayrılık ve bin
ölüm… Sayısız dirilişte aynı yemin! Döndüğüm sözümde hayâsız
yalan. Tek varlığım ve tek yokluğum… Yaram ve merhemim…
Kazanmadığım ama hep kaybettiğim. Evet, buydu aşk!


Aşk yasağımdı benim!

Uzaklığını ölçtüğüm bir şarkı, tınısını mırıldandığımda anlamı
beynime oturan bir müzik. Tuzağı yoktu arada. Geçit veren
dağlar, ayağa dolanmayan yollar ve aşıldıkça genişleyen,
bereketinde güneş kavrukluğu ovalar… Geç kal bu gece,
zamancılığın değil miydi bizi bekleten, duvar önü ameleliliğinde?


Aşk çözümümdü benim!

Düğümlerin çıkmazından, elime düşen tek bir seni seviyorum’du.
Gelişemedik uluorta. Durduk bulanıklığımızda; durulmadık
durgunluğumuzda. Çarptık, düştük… Ayağa kalktık yardımsız.
Seni seviyorum’du her şeyin en baştaki sonu. Söyledik, duyduk,
yeniden düştük ve kalkamadık yardımlı. Gelmedi acil adamlar.
Sen yine de, bu gece gelirken yolu uzat ve getirme yanında,
başka yarınlarını.


Aşk engelimdi benim!

Burkulan yanıma yerleşen yalnızlığına eş, diğer yanımda onmaz
bir gelecek…

Artık bir gece bu karanlık! Gelme, kendim kendimi avuttum!