Kalp Damar Hastalıklarının Önlenmesinde 11 Öneri

NeslisH

Özel Üye
#1
Sponsorlu Bağlantılar

Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesi (American Heart
Association Nutrition Commitee), kalp damar hastalıklarının (KDH)
önlenmesini amaçlayan yazılı yeni önerilerde bulundu. Bu önemli
yazının orijinali 4 Temmuz 2006, Circulation dergisinde, Doç. Dr.
Doğan Yücel ‘ tarafından yapılan Türkçe tercümesi ise 15 Eylül
2006 tarihli Cumhuriyet-Bilim Dergisinde yayınlandı. Yazının
sonunda sayın Prof. Dr. Ahmet Aydın konuyu yorumluyor.

Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesinin önerileri erişkinlere ve
2 yaşından büyük çocuklara yönelik. Önerilerle amaçlanan ise
şunlar;

· Sağlıklı bir diyet sürdürmek

· Sağlıklı bir vücut ağırlığına sahip olmak

Kanda düşük dansiteli lipoprotein kolesterolü (LDL-C; "kötü
kolesterol"), yüksek dansiteli lipoprotein kolesterolü (HDL-C; "iyi
kolesterol") ve trigliserit düzeylerini istenen rakamlara getirmek

· Normal tansiyona (kan basıncına) sahip olmak

· Normal kan glükoz düzeyine sahip olmak

· Fiziksel aktivite göstermek

· Tütün kullanmamak, tütün ürünlerine maruz kalmamak


Amerikan Kalp Birliği'nin diyet ve yaşam biçimi üzerine önerileri
şu başlıklar altında özetlenebilir:


1. Bol sebze ve meyve.


Sebze ve meyvelerin çoğunda yeterli miktarda besin maddesi vardır,
aynı zamanda kalorileri düşüktür ve çok miktarda lif içerirler.
Dolayısıyla, sebze ve meyveler fazla enerji vermeden yeterli besin
sağlarlar. Yapılan çalışmalar sebze-meyve ağırlıklı diyetin tansiyonu
düşürdüğünü ve KDH riskini, özellikle de inme riskini, azalttığını
göstermektedir. Bu etki sebze-meyvelerin içerdiği maddelere de
bağlı olabilir, diyetten diğer yiyeceklerin çıkarılmasına da...
Özellikle koyu renkli sebze-meyveler önerilmektedir. Örneğin
ıspanak, havuç, şeftali, kiraz, çilek vb. Meyve sularının, hem
doygunluk sağlamamaları, hem de lif içermemeleri nedeniyle, meyve
yerini tutmayacağını de belirtelim.


2. İşlenmemiş taneli, bol lif içeren yiyecekler.


Bunlar hem diyetin kalitesini artırırlar, hem de KDH riskini
düşürürler. Lifli diyet mide boşalmasını geciktirerek doygunluk
sağlar; böylece alınan kalori miktarı da düşer. Ayrıca vücutta
sentezlenen kolesterol miktarını düşürürler. AHA, taneli
yiyeceklerin en az yarısının işlenmeden alınmasını öneriyor.


3. Haftada en az iki kez balık.


Balık eti, özellikle de yağlı balık eti, çok uzun zincirli omega-3
çoklu doymamış (poliansature) yağ asitlerince zengindir. Haftada iki
kez balık yenmesi erişkinlerde birden ölüm ve koroner kalp hastalığı
nedeniyle ölüm riskini azaltmaktadır. Ayrıca, dolaylı olarak balık
yağları, diğer besinlerle alınan ve KDH riskini artıran zararlı
yağların da (doymuş yağlar ve trans yağ asitleri) diyetten
çıkarılmasına yol açar. Ancak, balık etinin çevre kirliliği nedeniyle
aşırı miktarda civa ve bazı organik toksik kimyasallar
içerebileceğini de vurgulamak gerekiyor. Bu yüzden yenecek balığın
kaynağının iyi bilinmesi, pişirmeden önce derisinin ve yüzeydeki
yağlarının uzaklaştırılması öneriliyor.


4. Az doymuş yağ, trans yağ asidi ve kolesterol.


Günlük enerjinin en fazla %7'si doymuş yağ, %1'i trans yağ asidi
olabilir; kolesterol ise günde 300 miligramı geçmemeli. Bu hedeflere
ulaşmak için yağsız et ve sebze, yağsız süt ürünleri yemek ve
diyette margarinleri en aza indirmek gerekiyor. Doymuş yağlar ve
trans yağ asitlerinin LDL kolesterolü (kötü kolesterol) artırdığı iyi
biliniyor. Fazla kolesterol alımı da LDL kolesterolü artırır. Diyette
kolesterolün başlıca kaynağı yumurta, et ve süt ürünleri. Diyetteki
toplam yağ miktarı ise %25-35 ile sınırlandırılmalı.


5. Şekerli yiyecek ve içeceklerden kaçınmalı.


Tüm dünyada, ticari dürtülerin de etkisiyle, her geçen yıl, diyetle
alınan toplam enerjinin daha fazla kesimi şeker katılan içeceklerden
geliyor. Şekerli yiyecek ve içecekler fazla kalorileri nedeniyle
şişmanlığa yol açıyorlar. Şekerli içecekler doygunluk da
vermediklerinden, kişi daha fazla enerji alıyor. Günümüzde
şişmanlığın başlıca nedenlerinden biri şekerli içecek kullanımı.


6. Tuza dikkat.


Fazla tuz (sodyum klorür) alınışının yüksek tansiyona yol açtığı iyi
biliniyor. Tuz kısıtlaması, tansiyonu normal kişilerde yüksek
tansiyon gelişimini önlüyor, yüksek tansiyonlularda ise tedaviyi
kolaylaştırıyor. Tuz kısıtlaması yaşa bağlı tansiyon yükselmesini
azaltıyor, damar sertliği (ateroskleroz) ve kalp yetmezliği riskini
düşürüyor. Potasyum oranı yüksek diyet, tansiyonu düşürüyor, aşırı
sodyum alımına bağlı yüksek tansiyonu da önlüyor. Sodyum alımı
günde 1.5 gramı geçmemeli denilse de, bunu başarmak çok güç
göründüğünden, şimdilik günde 2.3 gramı (günde 100 milimol)
geçmeyecek bir miktar öneriliyor.


7. Alkol.


Az miktarda alkol alımının KDH riskini azalttığı biliniyor. Ancak,
diğer yararlı yiyecek içeceklerden farklı olarak, sadece KDH
riskini azaltması nedeniyle alkol alımının teşvik edilmesi doğru
bulunmuyor. Çünkü alkol bağımlılık yapan bir içki ve aşırı
alındığında hem sağlığı olumsuz yönde etkiliyor, hem de toplumsal
uyumsuzluklara yol açıyor. Alkol aşırı miktarda alındığında kanda
trigliserit düzeyini artırıyor, tansiyonu yükseltiyor, karaciğer
hasarına yol açıyor, fiziksel bağımlılık yapıyor, trafik ve iş
kazalarına kapı açıyor. Alkolün meme kanseri riskini de artırdığı

belirtiliyor. Bunun için de, günde alınan alkol miktarının erkeklerde
iki kadehi, kadınlarda bir kadehi geçmemesi öneriliyor. Alkolün aynı
zamanda proteinler ve karbonhidratlara oranla kalori bakımından
daha yoğun olduğunu da belirtelim.


8. Ev dışında yenen yemekler.


Gerek öğrenim ve iş yaşamı (genel olarak kent yaşamı), gerekse Batı
kültürü, ev dışında yenen yemek oranını artırmaktadır. Özellikle
hızlı servis yapılan veya hazır halde pazarlanan yemekler doymuş
yağ, trans yağ asiti, kolesterol, şeker ve sodyum açısından zengin;
buna karşılık lif ve yararlı besin maddesi içermeyen yemekler. Ev
dışında ne kadar çok yemek yenirse, şişmanlık ve insüline direnç
(insülin kan şekerini düşüren hormon) o ölçüde artıyor. Bu nedenle
ev dışında yemek yerken seçimi iyi yapmak önemli.


9. KDH üzerine etkileri henüz kanıtlanmamış besinler.


KDH riskini azalttığı belirtilen ve günümüzde pek popüler olan
çeşitli besin maddeleri hakkında görüşlerse şöyle:


Antioksidan Ürünler.


Antioksidan vitaminler ve selenyum gibi antioksidan özellikteki
elementlerin KDH'nı önlemek için alınması önerilmiyor. Gözlemler,
antioksidan desteğin KDH riskini azalttığını gösteriyorsa da, bu
henüz klinik çalışmalarla kanıtlanmış değil. Hatta, beta karoten gibi
bazı antioksidanların sigara içenlerde akciğer kanseri riskini,
yüksek doz E vitamininin ise ölüm oranını artırdığı öne sürülüyor.
Antioksidan destek ürünlerinin alınması önerilmese de, antioksidan
özellikte besinlerin, özellikle meyve, sebze, işlenmemiş taneli
beisnlerin ve bitkisel yağların alınması doğru bulunuyor.


Soya Proteinleri.

Önceki çalışmalar soya proteinlerinin LDL kolesterolü düşürdüğünü,
diğer KDH risklerini azalttığını öne sürmüşse de, son beş yıl içinde
yapılan çalışmalar bu bilgiyi doğrulamış değil. Hayvansal protein ya
da süt ürünleri kaynaklı protein yerine aşırı miktarda soya proteini
alınırsa, bunun kolesterolü yüksek kişilerde LDL kolesterolü
düşürmekte yaralı olabileceği, ancak HDL kolesterol, trigliserit ve
lipoprotein (a) (bunun yüksekliği de damar sertliği ve inme riskini
artıran bir etkendir) düzeyini etkilemediği belirtilmektedir. Gene
de, en azından, diyette hayvansal ürünler veya süt ürünleri nispeten
azalacağından, bunların yerine soya proteinince zengin yiyeceklerin
kullanılması daha az doymuş yağ ve kolesterol alınması anlamına
geliyor


Folik Asit ve Diğer B Vitaminleri.


Şu an için folik asit ve diğer B grubu vitaminlerin KDH riskini
azalttığını kanıtlayan bilgi yetersiz. Folik asit, B6 ve B12
vitaminlerinin kan homosistein düzeyini (homosistein infarktüs ve
inme sıklığını artıran bir bileşik) düşürdüğü, ancak bu vitaminlerle
tedavinin beklenen sonuçları vermediği belirtiliyor.


Fitokimyasallar (bitkisel kimyasallar).


Flavonoitler ve kükürt içeren bileşikler meyve ve sebzelerde
bulunan ve damar sertliği riskini azalttığı düşünülen bir grup madde.
Ancak henüz bu grupta yer alan maddeler ve etkileri tam anlamıyla
anlaşılabilmiş değil.


10. Özel Gruplara Yönelik Öneriler


İki yaş üstündeki çocuklar. Çocuklarda ve gençlerde aşırı kilo ve
şişmanlık sıklığı gittikçe artıyor. Bu grupta şişmanlık, ileriki
yaşlarda KDH habercisi. Bu nedenle erken önlem almak gerekli.
Ancak, bu grupta diyete sınırlamalar koymak zor. Çünkü normal
büyüme ve gelişme sınırlamadan olumsuz yönde etkilenmemeli.


Yaşlılar.


Damar sertliği erken yaşlardan başlayan ama kendini ileri yaşlarda
gösteren bir hastalık. Diyet ve yaşam biçimi alışkanlıkları KDH
riskini azaltabiliyor. Bu nedenle yaşlılıkta da bu alışkanlıkları daha
sıkı bir şekilde sürdürmek gerekli.


Metabolik sendromlular.


Metabolik sendrom, insülin direnci ile ilgili ve genellikle aşırı kilolu
veya şişman kişilerde görülen bir bozukluklar bütünü. En belirgin
özellikleri ise karın bölgesi şişmanlığı, kan yağlarında olumsuz
değişiklikler (yüksek trigliserit ve düşük HDL kolesterol düzeyi),
yüksek tansiyon, insülin direnci, kanda pıhtılaşma eğiliminin ve
vücutta iltihabi olaylara eğilimin artması. Metabolik sendromlularda
başlıca hedef diyet ve yaşam biçimi değişiklikleriyle KDH riskini
azaltmak. Metabolik sendrom gelişimini önlemek için de fiziksel
aktivite göstermek ve şişmanlamamak gerekli. Böylece şeker
hastalığı ve KDH riski de azaltılıyor. Eğer trigliserit düzeyi yüksek
ve HDL kolesterol düzeyi düşükse, yağ içeriği çok düşük diyetten
kaçınmak doğru bulunuyor. Bunun yerine orta düzeyde yağ içeren bir diyetle kalori kısıtlamasına gitmek ve fiziksel aktiviteyi
artırmak daha yararlı.



Kronik böbrek hastaları.


Bu hastalarda KDH riski daha yüksek. Bunun nedeni kısmen
uygulanan diyetten kaynaklanıyor. Şeker hastalığı, kanda trigliserit
yüksekliği, yüksek tansiyon sık görülüyor. Dolayısıyla genel öneriler
bu hastalar için de gerekli. Özellikle tuz kısıtlaması çok önemli. Kan
yağlarındaki bozukluklar düzeltilmeli. Et yerine süt ürünleri ve
sebze alınması, böbreklerdeki bozulmayı da yavaşlatıyor. Kronik
böbrek hastalığının ileri aşamalarında ise protein, fosfor ve
potasyum kısıtlamasına gitmek gerekiyor.


11. Teknoloji ve Çevresel Etkenler.


Teknolojik yenilikler de KDH riskini artırıyor. Örneğin otomobil
kulanımı

fiziksel aktiviteyi düşüren bir etken. Güvenli kaldırımların, estetik
sokakların olmaması ve iyi aydınlatılmaması da yürüyüş yapmak için
caydırıcı. Televizyon seyretmek, bilgisayar başında oturmak, video
oyunları oynamak, hep fiziksel aktiviteyi azaltan unsurlar. Bu
gelişmeler, yanına sağlıksız beslenme kültürü de gelince, şişmanlığı
bir salgın haline getiriyor.

Kaynak: American Heart Association Nutrition Committee;
Lichtenstein AH, Appel LJ, Brands M et al. Diet and lifestyle
recommendations revision 2006: A scientific statement from the
American Heart Association Nutrition Commitee. Circulation 2006;
114: 82-96.

Çeviri: Doç. Dr. Doğan Yücel, S.B. Ankara Eğitim ve Araştırma
Hastanesi Klinik Biyokimya Bölümü


Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın yorumu


Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesinin (American Heart
Association Nutrition Commitee), kalp damar hastalıklarının (KDH)
önlenmesini amaçlayan yeni önerileri genel olarak çok olumlu. Ama 4.
ncü öneride olduğu gibi doymuş yağ fobisinden hala kurtulmuş
değiller.
Diyetteki toplam yağ miktarı ise %25-35 ile sınırlandırılmalı dedikten sonra günlük enerjinin en fazla %7'si doymuş yağ olmalı diyor. Yani doymuş yağlar koroner kalp hastalığını artırıyor demek istiyor ki bu bilginin bilimsel bir temeli yok.

Günlük enerjinin en fazla %1'i trans yağ asidi olmalı diyor. Çok
doğru. Çünkü bu yağlar oluşturdukları düşük yoğunluklu enflamasyon
aracılığı ile koroner kalp hastalığına neden oluyorlar.
Komite çok miktarda trans yağ asidi içerdiği için diyette
margarinleri en aza indirmek gerekiyor diyor. Nedense tamamen
keselim diyemiyor!

Bu arada ülkemizdeki kalp cemiyetlerinden biri meşhur bir
margarinin destekçisi olabiliyor. Margarinciler daha da ileri giderek
ürünlerinin içine koydukları bazı gıda unsurlar(benekol, omega-3) ile
kalp sağlığınızın korunacağını söylüyor. Hatta margarinlerini
koroner kalp hastalığını tedavi bile ima edeceğini söylüyorlar. Bu
reklamlar nedense kolesterol düşüren ilaçlara getirilen
kısıtlamalardan sonra çok arttı. Bu firmalar herhalde kısıtlamaları

önceden haber aldılar.

Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesi %25-35 yağ oranının %
7’sini hayvani doymuş yağlara ve margarine ayırmış. Peki geri kalan
%18-28 oranındaki yağlar hangi yağlar olacak. Sakın ha zeytin yağı
demeyin; çünkü ABD’deki tüketimi çok az.

O zaman geriye ayçiçeği ve mısır gibi yağlar kalıyor. Bu yağlar
kalbiniz için iki yönden zararlı;

1) Yüksek ısı ve basınçla elde edildiği için bol miktarda trans yağ asidi içeriyorlar

2) Omega-6 oranları çok yüksek, omega-3 ise içermiyorlar.


Kandaki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına neden
mi oluyor yoksa koroner kalp hastalığını önlüyor mu?


Çeşitli ülkelerde, çeşitli hastalıklarda ve çeşitli etnik gruplarda
yapılan çok sayıda araştırmaların bir çoğunda kan kolesterol
düzeyleri ile koroner kalp hastalığı arasında ya da ölüm sıklığı
arasında bir ilişki bulunamamış (1-20). Yani bu araştırmalara göre
kolesterolü yüksek olan kişilerdeki koroner kalp hastalığına
yakalanma ve ölüm sıklığı kolesterolü normal olan kişilerdekinden
daha yüksek değilmiş.

Bu araştırmaların bazılarında ise kan kolesterol düzeyleri yüksek
olanlarda koroner kalp hastalığına yakalanma sıklığının azalmış
olduğu (10,15,20), hatta kan kolesterol düzeyleri yüksek olanlarda
(13, 17) yaşam süresinin daha uzun olduğu saptanmıştır.


Diyetteki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına yol açar mı?


Amerikan Kalp Birliği Beslenme Komitesi (American Heart
Association Nutrition Commitee), kalp damar hastalıklarının
(KDH) önlenmesini amaçlayan yazılı yeni önerilerde bulundu. Bu
önemli yazının orijinali 4 Temmuz 2006, Circulation dergisinde,
Doç. Dr. Doğan Yücel ‘ tarafından yapılan Türkçe tercümesi ise
15 Eylül 2006 tarihli Cumhuriyet-Bilim Dergisinde yayınlandı.
Yazının sayın Prof. Dr. Ahmet Aydın konuyu yorumluyor.

Günümüz diyetinde kalp hastalığına neden olduğu iddiası ile
kolesterol ve doymuş yağlar yerine kolesterol içermeyen margarin
ve çoklu doymamış sıvı yağları (mısır, soya, ayçiçeği) önerilmektedir.

Kore savaşında ölen Amerikan ve Japon genç askerlerin
otopsilerinde aterom plaklarının gelişmesi incelendiğinde az doymuş
yağ yiyen Japonlar ve çok doymuş yağ yiyen Amerikalılar arasında
ateroskleroz (damar sertliği) açısından bir fark bulunmamış (21,22).

Afrikalı Samburular günde 6-7 litre çiğ süt ve yarım kilo kadar et
tüketirler. Ortalama Bir Amerikan vatandaşının tükettiği
kolesterolün 2 katından fazlasını tüketmesine rağmen, Samburuların
kan kolesterol düzeyleri (170 mg/dL) Amerikalılara göre son
derece düşüktür (23).

Kırsal kesimde yaşayan Kenyalı Masailer günde 2 litre süt, 1-2 kilo
kadar et yerler. Buna rağmen ortalama kan kolesterol düzeyi dünya
ortalamasından düşüktür. Fakat şehre indiklerinde çok daha az
kolesterollü gıda tüketmelerine karşın kolesterol düzeyleri
kabiledeki akrabalarından daha yüksek olmaktadır(24, 25).

Somalide sadece sütle beslenen kabilelerde hemen hiç koroner kalp
hastalığı görülmemektedir(26).

ABD’de 20. yüzyılın başında koroner kalp hastalığından ölüm
neredeyse hiç yok iken, daha sonraki yıllarda büyük bir patlama
olmuştur. 20. yüzyılın başında daha fazla kolesterol
tüketilmektedir. Daha sora margarin ve sıvı (mısır, soya, ayçiçek)
yağların kullanılmasında müthiş bir patlama olmuştur.


Diyetteki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına yol
açmıyorsa gerçek neden nedir?


Günümüzde aterosklerotik kardiyovasküler hastalıklar “kolesterol
depo hastalığı” olarak değil “düşük yoğunluklu sistemik
enflamatuar hastalık” olarak kabul edilmektedir (CRP artışı ile
endirekt olarak gösterilebilir) (27-31).

Hayvan çalışmaları Il-6 ve tümör nekroze edici faktör-alfa’nın
ateroskleroz sürecini hızlandırdığını göstermektedir(32). Omega-3
yağ asitleri, antienflamatuvar (iltihap önleyici) etkileri ile koroner
kalp hastalığı gelişimini yavaşlatırlar. Rafine edilmiş gıdalardan
uzak durarak ve bunların yerine doğal gıdaları yiyerek kronik
iltihap rizikosu azaltılabilir.


Diyetteki yüksek kolesterol düzeyi koroner kalp hastalığına yol
açmadığına göre 20. yüzyılın en büyük yalanı niçin sürdürülüyor?


Önce şu soruyu soralım. Mevcut durumdan kimler yararlanmaktadır?

İlaç sanayisi, margarin ve sıvı yağ sanayisi, düşük yağlı diyet
sanayisi, kalp ile uğraşan özel hastahaneler ve buralara malzeme ve
alet satan firmalar. Bu piyasanın cirosu trilyonlaca dolar ile ifade
edilmektedir. Rantın sürdürülebilmesi ancak yalanın sürdürülmesi ile
mümkündür. Medya organlarının çoğu mevcut durumdan beslendiği
için bu gerçekleri yeterince yazmadığı gibi kolesterol yalanını
sürdürmektedir.