Kur’ân niçin medeniyet harikalarından açıkça bahsetmiyor?

Dine

Özel Üye
#1
Sponsorlu Bağlantılar
Kur’ân niçin medeniyet harikalarından açıkça bahsetmiyor?

[Elcevab] Din bir imtihândır. Teklîf-i İlâhî (Allah’ın imtihânı) bir tecrübedir. Tâ, ervâh-ı âliye (yüce ruhlar) ile ervâh-ı sâfile (alçak ruhları), müsâbaka meydanında birbirinden ayrılsın. Nasıl ki bir ma‘dene ateş veriliyor; tâ elmasla kömür, altınla toprak birbirinden ayrılsın.
Öyle de bu dâr-ı imtihânda (imtihân yerinde) olan teklîfât-ı İlâhiye (Allah’ın yükümlü kılması) bir ibtilâdır (belâya düşmedir) ve bir müsâbakaya sevktir ki; istid‘ad-ı beşer (insanın kābiliyeti) ma‘deninde olan cevâhir-i âliye (yüce cevherler) ile mevâdd-ı süfliye (alçak maddeler), birbirinden tefrîk edilsin (ayırt edilsin)... Madem Kur’ân, bu dâr-ı imtihânda (imtihân yerinde) bir tecrübe sûretinde, bir müsâbaka meydanında beşerin tekemmülü (mükemmelleşmesi) için nâzil olmuştur (inmiştir). Elbette şu dünyevî ve herkese görünecek umûr-u gaybiye-i istikbâliyeye (gelecekteki bilinmeyen şeyler) yalnız işaret edecek ve huccetini (delîlini) isbat edecek derecede akla kapı açacak.
Eğer sarâhaten (açıkça) zikretse (söylese), sırr-ı teklîf (imtihân sırrı) bozulur. Âdetâ gökyüzündeki yıldızlarla vâzıhan (açıkça) “Lâ ilâhe illallah” yazmak misillü (gibi) bir bedâhete (apaçık olmaya) girecek. O zaman herkes ister istemez tasdîk edecek. Müsâbaka olmaz, imtihânda fevt olur (kaybolur). Kömür gibi bir ruh ile elmas gibi bir ruh beraber kalacaklar. Elhâsıl: Kur’ân-ı Hakîm, hakîm’dir (her şeyi hikmetli olandır). Her şeye, kıymeti nisbetinde bir makam verir.

Zülfikār