Nur Saka Şiirleri

#1
Sponsorlu Bağlantılar
Hiçbir Şeymiş Gibi

aşk
uzun bacaklı
kadınları severmiş
kendine uzak rüzgârlar kadar yakın

-sevsin

ölümden değil!
ölmemekten korkan erkekleri bir de
bir gün aşk yüzünden

kar taneleri gibi
birbirine değmeyen hiç
dokunmadan
sevmesini beceren

-olsun

seni sevdim
seni bir dile
yeni sözcükler eklercesine sevdim
evrenin genişlemesi
kalbin daralması
küresel ısınması gibi dünyanın
hem kök hücresiymiş Tanrı'nın
hem hiçbir şeymiş gibi
seni her şeyle
ama her şeyle yan yana sevdim

aşk biraz zehirlenmektir
biraz
zehirlemek
biraz da
'Bir köpek bir köpeğin arkasından
ağlayarak koşturursa aşk olur'*
deyişindedir bir çocuğun

seni sevdim
seni arkandan ağlayarak koşturan
bir köpek gibi sevdim

yoktu
yoktu, bir tek
kemik bile vücudumda
aşka uygun olmayan...
 

#2
İstanbul Sevgilim

son günlerde sana
İstanbul sevgilim demek istiyorum hep
nedense
İstanbul sevgilim…

gözleri Erzurum mavisi
gözleri dalga dalga sabaha kadar
ağzı Ankara’dan kalma
ağzı aşka fayda, akla zarar gibi
delilikle dahilik arası ağzı…

İstanbul sevgilim

değil mi ki, iki şehir bir aşk eder
iki yalnızlık bir şehir
değil mi ki, biraz annedir her şehir
biraz evlat, biraz kardeş
biraz muhtaçtır aslında birbirine
biraz da sevgili…

ve neresinden başlarsan başla ömrümün
kalbim diyorum kalbim
on bin derece ısıya ulaşmadan
asfaltlar gibi yanmadan önce
bir dua gibi toprağın uğultusu
düşmeden önce yani
yeniden tarih öncesine aşkın…

II

ki ben dostluğun da
aşk gibi bir şey olduğunu
senden öğrendim
senden öğrendim
sayılardan oluştuğunu evrenin bile
İstanbul sevgilim….

değil mi ki ölüyor ülkemizde
doğan her 1000 bebekten 28’i
daha bir yaşına gelmeden önce
değil mi ki savaşlarda ölenlerin
hâla çocuklardan ibaretmiş yarısı
değil mi ki hâla tacize uğruyor
her 100 çocuktan 9’u bu dünyada
her 100 çocuktan 9’u…

değil mi ki hapla,esrarla,ısrarla
ovuştura uyuştura büyüyür
geriye kalanların da bir kısmı nasıl olsa…

III

kalbim diyorum kalbim
ağlamamak için gülümseyen
iki şehir gibiyiz
biz artık birbirimize….

şimdi
içimizden biri çıkıp dese ki;
sana geri vermek istiyoruz
bize bağışladığın bu rahimleri
Tanrım, sana geri vermek istiyoruz…

değil mi ki
sevmek kadınca
beklemek insanca
susmak
halkça bir biçim almasıdır acının…

ruhum acıyor
acıyor hayat
acıyor aşk
acıyor nükleer bir bombayı
ilk kez denemişler gibi üstümde
acıyor içim…
İstanbul sevgilim!

her tanesi, yaz tanesi, sır tanesi ömrümün
canımın aşk yakası
hadi bana güzel bir şey söyle n’olur….
 

#3
YALNIZLIK ŞEKERİ

yıllardan
bindokuzyüzsevgili

varsın iki çocuklu
bir bahar olsun mevsim
biri kız, biri oğlan

yoksun artık aylardan!

günlerden mi,
Aşk Şiirin Başına Bela !
kim demiş bırakamam diye
bıraktım
senide
sigarayı da
içkiyi de

bir anda işte
'bir kere bile ihlal edilemez sevda'
derdemez ben,
başkaldırışını sevdiğim
o hatıralardan başka...

halbuki ,nasıl katlanırsa
bir öğretmen
azıcık maaşıyla, şu hayata
öyle katlanmıştı sana,
bu ' yalnızlık şekerin'

her öpüşünle bir yanımı
vergilendirircesine sanki...

ama neyin var senin!

ah benim Tanrım diye tutturduğum
ey dar vakitlerimin aceleci aşığı,
emrettiğin gibi öğrendiğim herşeyi söyledim ve
bitti!

sesin de
sözcüklerin de
öpüşlerin de
Kalbinin
Dibine
Batsın!..
 
#4
Hepsi Bu


rimeldir
akar

rujdur
tazelenmek ister

aşktır geçer!

kalır eşinden ya da işinden
ayrılırcasına ansızın ten
-göğsünde hüznün incecik eli-

başlar içine işleyen
avare uğultuları
akşamları yalnızlığın...

vardan yoktan anlamaz
çocuklar gibidir ama düşler
kime ne diyeceksin?

veryansın eder şiir
oturup dinlersin
yurdun gibi!

yürek mi?
elbet yarkan içindedir...
 
#5
Bir Öpüşlük Mavi


babadır,
istediği zaman gelir
istediği zaman gider
ölür
istediği zaman
sormadan size

ki ölmüştür!

ağlaşan karanfillerle peşinde
kalan bir öpüşlük mavidir
ucunda dudağınızın...

azıcık ekmek kokar
azıcık şarap
azıcık tütün...

sanki hüznün
kızıl hanesidir
şimdi kalbiniz!
 
#6
Babasının Yalancısı


yıldızlar
gece lambalarıymış Tanrının
güneş
aynası
ve babam
en sevgili kuluymuş

ay
annemin hakkıymış ama

ben bunları
ne zaman anlatsam kızkardeşime
babamın sabaha karşı geldiği gecelerde
"hadi ordan" derdi annem
"babasının yalancısı
söyle bakayım
ay kimin hakkıymış"
 
#7
Zararı Yok


aşk mı

beyaz bir ağrıymış
arada bir birbirimize
iyi geldiğimiz

bir dayanabilseydim
_________ah
_________kendime
___________sensiz!

hadi
sen yine incite incite sev
yine özle
yine çağır beni, hadi...

bağla gözlerimi de
bir sözcükle istersen!

ben yine
____bulurum
annenin bile öptüğü yerleri...
 
#8
ANNESİNİN NASIL SEVİLDİĞİNİ BİLENLER HATIRLAYACAKTIR
ELBET


bugün de bir şey yapamadım
ah aşk için.
geldi dikildi
üç dilenci gibi kapıma
ayrılık
ikisini
geri çevirdim
dayanamayıp verdim üçüncüsüne
küçülen anılarımızı koyup bir poşete

bu defa üzülüp hiç ağlamadı yüreğim
hiç aldırmadan bana da
bir kırmızı gülle anlaşıp
öptü
boyayıp boyayıp ağzını
öptü yakalarından gülerek
bütün gömleklerinin...

annesinin nasıl sevildiğini
bilenler , hatırlayacaktır elbet
memleket gibi kadınsın
diye

sevilenlerdendi
benimkisi...

dayayıp yalnızlık parmağını dudaklarına
'' tabii ki tapılacak kadar güzel değilim.
birazda insan yaşadığı aşklara benzer evlat''.
derdi
kim ne derse desin
benim için
Saf Şiir'e eşitti değeri
 
#9
Şiir Seni İnandırsın

başlangıçta sen yoktun elbet
ben yoktum
elbet yoktu aşk

kimine kız oldun bugüne kadar
kimine oğul
kimine kral kimine padişah
kimine cumhuriyet oldun
kimine mahrumiyet

çamurda yetişip de
çamur gibi kokmayanım benim ah!
dünyada konuşulmayan bir dille sevenim beni

bir valizin içinde
gezer gibi yaşıyorum artık
iki parmak aralık bıraktım başucumu
yedi kutsal tepe, yedi kutsal nefes gibi
adını yazıyorum bir de
gözümün değdiği, elimin gördüğü her yanıma
nüfusuma geçirir, evlat edinircesine
sahipsiz bütün çocukları o sokaklarındaki
en şık en zarif haliyle Türkçe’nin
şiir seni inandırsın…

kötülük birdenbire gelirmiş meğer
felaketler birdenbire
bitermiş birdenbire aşk
yüz otuz ölün, kırk dokuz ağır yaralın oluveririm birdenbire

sana kalırsa
gereksiz telaşlar yumağınım ya ben senin
Avrupa’nın Afrika’yı nasıl yağmaladığını hatırla
nasıl dayandıklarını ya da
Gelibolu’ya kadar
sokaklarında nasıl dolaştıklarını
ve nasıl paylaşamadıklarını hâlâ Doğu’nun ortasını
nasıl parçalandığını bazı ülkelerin
birdenbire
hatırla! ..

Berlin Duvarı yıkıldı!
Yıkılsın!
ama sen gider gitmez
öldü ardından Attilâ İlhan’da
hatırla!


peki sence
sadece bir sözcük müdür özgürlük?
yan yana gelmesi gibi bazı harflerin,
vatansızlık nedir? Nedir aşksızlık?

sence ne anlama geliyor
“Devlet ve Tabiat”
“Çocuk ve Allah”
ensest ne yana düşer?
ne yana düşer bu vahşet
bu kanın kana tacizi…

bence
Osmanlı İmparatorluğu’nun
gerileme devri bile değiliz de
neyiz biz artık seninle?

deli duam, mahcup dileğim
hercaî meleğim
ey hayatında gördüğü son güzel şey
suyun ve ışığın

sözcükler ülkesi
şa(h) irim benim
hadi bana bir söz ver n’olur
yerinden edeyim
bütün dillerini dünyanın.
 
#10
anne de olabilir insan hayatta âşık da


gün gelir sen de büyürsün
büyürsün hiçbir yere sığamayacak kadar oğlum
gün gelir kazınır acından
kazınır senin de, hiçbir şeyle
hiçbir şeyle doyamayacak kadar kalbin

“çocuğu içinden atarsan anne olursun”*
içinde bir yabancıyı barındırırsan âşık
ben seni aşk ile aşk için doğurdum
bir yabancıyı barındırır gibi içinde
attım içimden seni

başıma gelen en tatlı şeydin, en güzel şeydin
ete dönüşmesi gibi bir şeydin içimde zamanın

anne de olabilir insan hayatta, âşık da

ikisi de birbirine benzer çünkü
ikisi de birbirini besler
ikisi de yeni şeyleri sever

biri büyütmeye çalışırken bir başka bedende
kendinde büyütemediğini
kendinden bir parça ayırıp
emzirir gibi kendi etini
diğeri
insan olmanın tüm hallerini yaşar
desem ki desem ki
tıpkı ortak devrimlerin ortak özelliklerini
ararcasına oğlum
ararcasına kurtarılmış odalarda

ah benim ölümle aşkı bir tutanım
bir tutanım sevdayla deliliği
nefretle sevgiyi, acıyla sevinci

ah benim herkes özgür olmadan
hiç kimsenin özgür olamayacağını
bir türlü öğretemediğim
ah benim! ah benim hayatta en çok
en çok sevdiğini üzenim

ansızın bir şey batmış da ayağına
ona dayanmalıymış gibi gülenim
ipek çoraplarım benim
inci gerdanlıklarım
ve ne yapsam ne yapsam beni sevmeyenim
beni inkâr edenim

böyle böyle öğrendi büyütürken seni
bu kadın o pek çok şeyi

üç beş daire karşılığı satılmış
eski bir köşk gibi öğrendi
bahçesindeki kuşlar gibi
hiç öpülmeden
hiç sevilmeden büyüyen çocuklar gibi

böyle böyle öğrendi öpe öpe
seni koklaya koklaya koynunda
o pek çok acıyı da

sözgelişi Hiroşima’yı güle değil de
bir anda yakıp küle çeviren
o uranyum çekirdeğinin bile
kaçta kaçı olduğunu milimetrenin

ve rahimlerin ulusu olmadığını
ulusu olmadığını öpüşlerin, sevgililerin
işçilerin, işsizlerin

küçücük Kıbrıslı bir kadının ya da
Yunan veya Türk olmasının
hiçbir zararı olmadığını
aşka ve hayata...

ah benim nerede değilse
orada iyi olacakmış gibi gelenim
tutunamayanım benim
saygıdandır dedim kızgınlığı
saygısızlığı sancısıdır büyümenin dedim
yine sevdim yine severim
kirpikleri yanağına düşmeye görsün

gün gelir sen de anlarsın
anlarsın kumların kayalardan
tarihin yalanlarla savaşlardan
savaşların devletlerden
devletlerin de erkeklerden ibaret olduğunu
oğlum, kusursuzum benim

anne de olabilir insan hayatta, âşık da

* Haydar Ergülen
“Anne de Olabilir İnsan Hayatta Âşık da” adlı kitabından