Okyanusu asan kelebegin mektubu

#1
Sponsorlu Bağlantılar
Ister dövüsüp ister konusalim

Ama önce tartisalim.

Kanatlarim bir gramin yedide biridir,

Okyanusun en hafif rüzgarlariysa tayfundan daha iridir

“Hey dalgalar haydi yarisalim” deyip baslamistik.

Bu yolun dönüsü yoktu artik.

Ben rüzgari taniyordum, gücünü biliyordum havanin

Magrur deniz ise kelebeklerin kudretinden bihaberdi

inanin

Firtinalar mi?

Adami güldürmeyin!

Farkinda bile degillerdi gramin yedi binde birinin,

yani ellerimin.

Haksiz da sayilmazlardi hani,

Kesiti. Yedi bin bölü yedi bin desimetreydi

Ki, kanatlarim gözyasindan seffaf, ruhtan inceydi.

Tüm bu bilgileri nereden mi aldim?

Isin dogrusu kimyager Alfred’in oglu Jan’in

günlügünden çaldim.

Babasi kelebeklerin uzun, çok uzun süren

yolculuklarinda

Tülsü yapilarinin nasil olup da

Sagnak Yagmurlar ve deli rüzgarla

Nasil eriyip dagilmadigini merak eden aydin bir baba.

Jan günlügüne onun bulgularini aktarmis.

Benimle uçan filo, dört Nisan sabahi Florida’dan

havalanip

Dokuz Eylül’de Portekiz’e varmis.

Demek ki, alti ayda ayak basmisiz, yeniden karaya

“Hangi güçle?” mi diyorsun?

Güç Rabb’imizin efendim, o acir fukaraya.

ÇOK ÖZEL NOT:

Kelebeklerin uçarak Atlantik Okyanusu’nu geçtikleri

meselesi bilimsel bir vaka olmanin ötesinde,

insanlarin tevbeye yönelmesinden baska hiçbir

toplumsal yahut bireysel çikis noktamizin kalmadigini

gösteren bir kanittir!

Böylesine inanilmaz bilimsel bir kesif nasil olur da

insani allak bullak etmez ve kendini gözden geçirmeye

sevk etmez.

Ey korkak ve korkularindan ötürü pismanlik duymayan

degerli muhatabim?​